Son yıllarda kadına yönelik şiddet vakaları ülkemizde ciddi boyutlara ulaşırken, bir olayı daha gözler önüne serdi. Şiddet ve istismar dolu bir hayat süren bir kadının, boşanma isteği ölümle son buldu. Bu trajik olay, toplumu derinden sarstı ve kadına yönelik şiddetin ciddiyetini bir kez daha ortaya koydu. Kadının yaşadığı işkenceler, sıradan bir boşanma sürecinin çok ötesine geçti. Bu yazıda, yaşanan olayın arka planını ve kadına yönelik şiddetle mücadelede atılması gereken adımları ele alacağız.
Olay, İstanbul’da yaşayan 34 yaşındaki Aylin'in evinde gerçekleşti. Aylin, uzun bir süre şiddet dolu bir evlilik sürdü. Eşi tarafından düzenli olarak fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalan Aylin, bu yaşadığı travmalar nedeniyle psikolojik destek almaya başlamıştı. Evliliği boyunca yaşadığı korkunç olaylar, onu tekrar tekrar psikolojik olarak yıkmış; bu nedenle boşanmak istediğini ailesine ve arkadaşlarına açıkça ifade etmeye başlamıştı. Ancak, istemediği bir sonla, boşanma talepleri cevapsız kalırken, eşi ile olan sorunlarının sonunun gelip gelmediği belirsizdi. Kadın, boşanma sürecinin başlamasıyla birlikte daha da yoğun bir tehdit ve şiddet tehdidi almaya başladı.
Aylin, yaşadığı zor günleri ve içinde bulunduğu durumu gizleme çabasındaydı. Ailesi ve arkadaşları onu desteklemeye çalışırken, eşi her geçen gün şiddet konusunda daha da cesaretleniyordu. Çeşitli sosyal hizmet kuruluşları ve destek hatları hakkında bilgi sahibi olmasına rağmen, Aylin'in yaşadığı korkular ve sosyal damgalama duygusu, ona yardım alma konusunda kararsız kalmasına neden oldu. Arkadaşlarıyla sık sık buluşup durumu aktarması ve destek istemesi, eşi tarafından saldırıya uğrayarak engellendi. Bu korkunç döngünün içinde Aylin, yaşamak istemediği bir hayatın içine hapsolmuş durumda hissetmeye başladı.
Sonunda Aylin, boşanma davasını açma kararı aldı. Ancak boşanma davamın yanı sıra eşi tarafından fiziksel şiddete maruz kalmaya devam etti. Aylin'in korkuları arttıkça, eşi tarafından maruz kaldığı saldırılar da çoğaldı. Geçtiğimiz günlerde, Aylin'in eşi tarafından feci bir şekilde dövüldüğü haberi gündeme geldi. Yaşadığı işkencelere daha fazla dayanamayarak, hastaneye kaldırılan Aylin, ne yazık ki burada hayatını kaybetti. Olay, kadına yönelik şiddet ile ilgili tartışmaları alevlendirdi ve toplumu derin bir üzüntüye boğdu.
Bu trajik olayla birlikte, toplumda kadına yönelik şiddet ve ihmal konusunun ciddi boyutlara ulaştığı bir kez daha gözler önüne serildi. Aylin'in hayatının sona ermesi, sadece bir bireyin değil, toplumun vicdanında büyük bir yara açtı. Bu tür olaylar, kadınların ayrımcılığa uğradığı, istismar edildiği ve hayatlarının sonlanmasına neden olan bir toplumsal sorunu gözler önüne seriyor. Aylin gibi birçok kadın, benzer durumlar yüzünden hayatlarını kaybediyor ya da ağır yaralar alıyor.
Hükümetin ve toplumun, bu tür vakalarla mücadele etmesi ve kadınların haklarını koruma konusunda adım atması gerektiği aşikardır. Kadınlara yönelik şiddetle mücadele etmek, sadece devletin değil, her bir bireyin sorumluluğudur. Bu olay, ilgili kurumsal yapıların daha dikkatli ve etkin olmasının önemini bir kez daha gösteriyor. Yaşanan bu trajedi, kadının toplumsal hayatta daha aktif bir rol almasının gerekliliğinin, toplumsal cinsiyet eşitliğinin ve psikolojik destek hizmetlerinin ne denli önemli olduğunu da gözler önüne serdi.
Aylin’in hayatını kaybetmesi, kadına yönelik şiddetle mücadelenin sadece kanunlarla değil, aynı zamanda toplumsal bilincin artırılmasıyla sağlanacağını bir kez daha hatırlatıyor. Kadınların, bu tür durumlardan kurtulması ve kendilerini savunabilmesi için onlara destek olunması gerektiği vurgulanmaktadır. Her bireyin, Aylin gibi hayatta kalma mücadelesi veren kadınlara destek olması ve göz ardı etmemesi gereken bir sorumluluğu vardır. Bu trajik olay, umarız ki toplumsal farkındalığı artırarak benzer olayların bir daha yaşanmaması için bir farkındalık yaratma fırsatı olur.